PETROLÜN GERÇEK DEVİ RUSYA
23 Kasım 2009 Yazan Serkan ŞAHİN
Kategori FOREX MAKALELERİ, Forex Gündemi
Petrol piyasasında finansal analiz yaparken temel analiz kullanan yatırımcılar için en önemli verilerden birisi, petrol piyasasında etki yapması muhtemel ülkelerin verdikleri iç ve dış tepkilerdir. Bu tepkiler, petrol piyasasında hâkim ülkelerin finansal, politik ya da sosyal etkileşimlerinin petrol fiyatları üzerinde dolaylı ya da doğrudan etki yaptığı görüşünün temel alınması ile önem kazanmaktadır. Diğer taraftan, temel analizin amacı da budur aslında. Bu amaca yardımcı olabilmesi açısından petrol piyasasında hâkim ülkelerin neden ve nasıl hakimiyet kurmuş olduklarını incelemekte fayda olacağını düşünerek, bu yazıyı bu eksende devam ettirelim. Ancak bunu devam ettirirken ABD dışında bence ABD’den de önde gelen enerji alanının “süper gücü” Rusya’yı dairemizin merkesine alacağız.
Şu an için petrol piyasasında söz sahibi olma konusunda kamuoyu tarafından tartışmasız olarak en ön sırada kabul edilen ABD’yi petrol sektöründe ciddi şekilde söz sahibi bir ülke olarak kabul etmek bir hata sayılmaz, ancak ABD’yi bu konuda tek ve mutlak hakim görmek, analiz yaparken ciddi yanılmalara yol açabilir. Rusya hem çarlık döneminde, hem Sovyetler döneminde, hem de günümüzdeki Rusya döneminde petrolün endüstriyel kullanımının başladığı günden beri bir şekilde bu sektörde durum belirleyici bir etken oldu. Rusya, petrolün endüstriyel olarak kullanılmaya başlandığı 19. Yüzyıl başlarından beri hakimiyeti alltında bulunan topraklardaki üretimin ve civarında üretim miktarıyla önemli olan ülkeler üzerindeki politik etkisinin yardımıyla, bu piyasada fiyatı ve rekabet koşullarını belirleyen bir ülke durumunda oldu. 1920 Bakü İşçi Ayaklanması’nın başlattığı uluslararası petrol şirketlerinin milliyetçilikten darbe alışıyla başlayan ve Yedi Kızkardeşler birliğinin kurulmasına kadar giden sürecin şimdiki petrol sektörünü şekillendirmesini örnek gösterebileceğimiz, tarihi gerçeklerin kaynağı yine Rusya idi. Buna ek olarak yine Çarlık Rusya’nın yıkılmasıyla başlayan ve Meksika ve İran’da devam eden “yeraltı kaynaklarının devletleştirilmesi” hareketleriyle sarsılan petrol şirketlerinin, bu piyasayı kontrol etmek amacıyla dikkatini piyasa rekabetinden, yönetimlerin hakimiyetine yöneltmesinin de yine başlangıcı Rus toprakları. Avrupa’ya yakın olan dev bir kaynak olması nedeniyle Avrupa’ya petrolü stratejik kaynak olarak kullanarak, elindeki kaynak çokluğu ile ABD ve İngiltere’nin Hindistan ve Çin piyasalarında karlılıklarını düşürmelerine sebebiyet vermek amacıyla petrolün bir “siyasi ve stratejik silah” olarak kullanılmasının ilk adımları da yine Ruslar’dan gelmekte. Bütün bunlara ek olarak çok geniş bir alana yayılmış olması sayesinde, önemli kara ve deniz geçiş yollarına sahip olduğu için petrolün üretim ve satışının yanı sıra taşınması konusunda da bunu düşmanlarına ve rakiplerine tehdit ve ekonomik baskı imkanı olarak kullanarak, petrolün her aşamada önemli bir emtiya olduğunu vurgulayan ve bunu hala ciddi bir stratejik destek olarak kullanan yine Rusya.
Bu noktalara bakıldığında Rusya’nın ABD’den daha etkin bir enerji politikası olduğunu düşünmek yanıltıcı olmaz. ABD’nin genellikle silah ve istihbarat kullanarak içinde bulunduğu enerji savaşında aslında Rusya’nın tarihi, jeopolitik ve sosyal durumunun ABD’ye karşı ciddi bir üstünlük sağladığı, petrolün önemli miktarda bulunduğu coğrafi bölgelerde ABD’den daha etkili bir siyaset izlediğini iddia etmek aslında çok zor değil. Bu üstünlüğün ekonomik ve teknik üstünlük karşısında biraz olsun bocaladığı bir gerçek olsa da “enerji tabanlı” dış politika konusunda Rusya’nın ABD’ye ezelden beri ezici bir üstünlüğü olduğu daha güçlü bir gerçek ve bu gerçek günümüzde tekrar kendisini iyice hissettiriyor. Rusya’nın hem Türkiye hem de İtalya ile girmiş olduğu yakın dış ilişkiler Avrupa Birliği’ni, Azerbaycan ve İran ile girmiş olduğu yakın ilişkiler ABD’yi, Pakistan ve Çin ile yapmış olduğu enerji yatırım ortaklıkları Hindistan ve Japonya’yı çok ciddi şekilde tehdit ediyor. OPEC’in aldığı kararlar öncesi Rusya dış ilişkilerinin stratejilerini dikkate aldığı, Rusya kaynaklarını hesaba kattığı ve hatta Rusya’dan gelen resmi açıklamalara önem verdiğini düşününce Rusya’nın asıl gücü ortaya çıkabilir.
Amerikan hegamonyasında ortaya çıkan kapitalizm ve territoryalizm sisteminin hem frenleyicisi hem de gizli uygulayıcısı Rusya’nın Amerikan hegamonya sisteminin karşısında en güçlü ve belki de bir sonraki hegamonya sisteminin belirleyicisi olduğu gerçeğini dikkate almak, şu an için yapılan “petrol” temelli stratejik çalışmaların anlaşılmasında, yatırım analizlerinde ve sektörün geleceği hakkında daha iyi bir fikir sahibi olmaya yardımcı olacaktır. Rusya dış politikasını takip etmek ve bu ülkenin yaptığı hamleleri analiz etmenin, kısa ve orta vadede yatırım yapacaklar için hayati önemde olduğunu vurgulamak isterim.




Yorumlar